Türkiye demokrasi tarihine ağır bir leke olarak kazınan 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. İdamlar, insan hakları ihlalleri, gözaltılar ve işkencelerle belleklerde yer eden faşist cunta rejimi; uyguladığı Soğuk Savaş politikaları, oluşturduğu “yeşil kuşak” konsepti ve sağ-İslamcı siyasete sağladığı zeminle Türkiye’nin toplumsal ve siyasi yapısını kökten dönüştürdü.
12 Eylül cuntası döneminde Suudi Arabistan ve ABD finansmanıyla hareket eden Rabıta örgütüyle kurulan resmi temaslar ve Aydınlar Ocağı çizgisinde benimsenen “Türk-İslam Sentezi” politikası, ilerleyen yıllarda tarikatların, cemaatlerin ve siyasal İslamcı kadroların devlet bürokrasisinde alan kazanmasına yol açtı.
DARBEYE GİDEN SÜREÇ VE “BAYRAK HAREKÂTI”
Darbe öncesi dönemde yaşanan siyasi istikrarsızlık, derinleşen ekonomik kriz ve sokak çatışmaları Türkiye’yi kırılma noktasına getirdi. Eski Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz, eski Başbakan Nihat Erim ve gazeteci Abdi İpekçi gibi kritik isimlerin hedef alındığı suikastların yanı sıra doğuda tırmanan terör olayları toplumsal huzursuzluğu artırdı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in talimatıyla Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Saltık tarafından “Bayrak Harekatı” kod adlı darbe planı hazırlandı. İlk olarak 11 Temmuz 1980 tarihi için planlanan müdahale, Süleyman Demirel hükümetinin 2 Temmuz’da güvenoyu alması üzerine ertelendi ve 12 Eylül sabahı saat 04.00’te yürürlüğe sokuldu.
SİYASİ LİDERLER SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ, TBMM FESHEDİLDİ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren liderliğinde; Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi tüm yetkileri üstlendi.
Anayasa yürürlükten kaldırıldı, TBMM lağvedildi. Dönemin CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ile AP Genel Başkanı Süleyman Demirel Hamzaköy’e; MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ile MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ise Uzunada’ya sürgüne gönderilerek gözetim altına alındı.
BİLANÇO AĞIR OLDU: 650 BİN GÖZALTI, 50 İDAM
Cunta yönetiminin cezaevlerindeki uygulamaları ve yargılamaları ağır bilançolara yol açtı. İdam edilen ilk isimler sol görüşlü Necdet Adalı ve sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu oldu. Kenan Evren’in “Adaletli olsun diye bir sağdan, bir soldan astık” ve “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleriyle savunduğu yargı süreçlerinde 50 kişi idam edildi.
Cunta rejiminin tarihsel verileri şu ağır tabloyu ortaya koydu:
650 bin kişi gözaltına alındı.
230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye ölüm cezası verildi.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi sakıncalı görülerek işinden atıldı.
1982 Anayasası sıkıyönetim şartlarında, şeffaf zarflar ve baskı gölgesinde yapılan oylamada yüzde 92 oy oranıyla kabul edildi. Cuntacılara ömür boyu dokunulmazlık sağlayan Geçici 15. madde 12 Eylül 2010 referandumuyla kaldırıldı. Evren ve Şahinkaya hakkında açılan davalarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kararı çıksa da sanıkların vefatı nedeniyle dava Yargıtay aşamasında düşürüldü.
“TÜRK-İSLAM SENTEZİ” VE DEVLET POLİTİKASI HALİNE GELEN DİN EĞİTİMİ
Darbe yönetimi, sol toplumsal örgütlenmeleri ve sendikaları tasfiye ederken, toplumu yeniden dizayn etmek amacıyla Aydınlar Ocağı tarafından hazırlanan “Türk-İslam Sentezi” fikrini devletin resmi idyolojisine dönüştürdü. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) raporlarına ve müfretadlara giren bu konsept doğrultusunda, 1982 Anayasası’nın 24. maddesiyle ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi zorunlu hale getirildi. Cunta yönetimi, komünizmle mücadele kılıfı altında cemaat ve tarikatların vakıf veya dernek statüsünde kurumsallaşmasının önünü açtı.
RABITA VE CUNTA İŞBİRLİĞİ: UĞUR MUMCU’NUN DEŞİFRE ETTİĞİ BELGELER
12 Eylül’ün dış politika ve din bürokrasisi boyutundaki en kritik hamlesi, Suudi Arabistan merkezli Rabıtat-ül Alem-il İslami (Dünya İslam Birliği) örgütüyle kurulan bağlar oldu. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun Cumhuriyet gazetesindeki belgeli araştırmaları ve ardından kitaplaştırdığı çalışmaları, 12 Eylül Bakanlar Kurulu kararıyla yurt dışına gönderilen Diyanet mensubu din görevlilerinin maaşlarının Suudi fonlu Rabıta örgütü tarafından ödendiğini ortaya çıkardı.
Uğur Mumcu’nun ortaya çıkardığı belgelere göre:
Süleymancılar cemaati, Rabıta’dan sağlanan finansal destekle Almanya’da kurduğu İslam Kültür Merkezleri (İKM) üzerinden Türk işçileri ve gençliği üzerinde sosyo-dini bir kontrol mekanizması inşa etti.
Cunta yönetiminin göz yumduğu bu fonlama sistemi, devlet eliyle laisizm ilkesinin çiğnenmesine ve cemaatlerin küresel finans ağlarına eklemlenmesine zemin hazırladı.
MTTB MİRASI VE AKP KADROLARININ YÜKSELİŞİ
12 Eylül rejiminin sol/sosyalist hareketleri bastırırken önünü açtığı veya müsamaha gösterdiği dini-muhafazakar yapılardan biri de Rabıta ile doğrudan ve dolaylı bağları bulunan Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) oldu. MTTB ve benzeri yapılarda gençlik yıllarında görev alan, dönemin muhafazakar-sağ ekolünden yetişen isimler; ilerleyen yıllarda Milli Görüş çizgisi ve ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kurucu omurgasını oluşturdu.
Söz konusu yapılar içerisinden yetişen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu gibi isimler, 12 Eylül’ün toplumsal ve siyasal zeminini şekillendirdiği Türkiye’de sonraki yıllarda devlet kademelerinde en üst düzey görevleri üstlendiler.











