CHP Dış Politika Kurulu, 2 Ekim 2026 tarihli toplantısında küresel güvenlik mimarisindeki çatlakları ve tırmanan askeri gerilimleri masaya yatırdı. Kurul tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda, dünya genelindeki güvenlik politikalarının endişe verici bir ivme kazandığına ve tırmanan gerilimlerin kontrolden çıkma riski taşıdığına dikkat çekildi.
KÜRESEL BATIŞ VE NÜKLEER EŞİK
Raporda, İran ile ABD/İsrail aksındaki gerilimin konvansiyonel sınırları aşarak nükleer aşamaya evrilme riski taşıdığı vurgulandı. Bu çatışmanın diğer büyük küresel güçlerin de katılımıyla bölgesel olmaktan çıkıp tırmanabileceği ifade edilirken, Babülmendep Boğazı ve Kızıl Deniz’deki kilitlenmenin diplomatik yollar yerine kara harekatları ve dış müdahalelerle derinleştiği kaydedildi.
BALTIK VE KALİNİNGRAD’DA SAHTE BAYRAK RİSKİ
Doğu Avrupa’daki çatışma ortamının NATO ittifakına ve komşu ülkelere yayılma ihtimalini değerlendiren kurul, Baltık Bölgesi ve Rusya’ya bağlı Kaliningrad ekseninde “sahte bayrak” (false flag) operasyonlarıyla yeni çatışma alanlarının yaratılabileceği konusunda uyarıda bulundu. Yeni bir uluslararası düzen kurulana kadar devam edecek kaos ortamına karşı Türkiye’nin her düzeyde stratejik ve düşünsel hazırlık yapması gerektiği altı çizildi.
Karadeniz’de Türk ticaret filosuna özel koruma talebi
Rusya-Ukrayna savaşının uzaması ve Karadeniz’deki deniz seyrüsefer güvenliğinin tehlikeye girmesi üzerine CHP Dış Politika Kurulu’ndan proaktif adımlar atılması yönünde çağrı geldi.
SAHADA KAZANIM YERİNE DİPLOMATİK ANLAŞMA
Savaşın tırmanma hızına dikkat çekilen raporda, tarafların sahada elde edeceği geçici başarılardan bağımsız olarak bir an önce masaya oturması ve kapsayıcı bir güvenlik anlaşmasına ulaşması gerektiği belirtildi. Türkiye’nin üyesi olduğu NATO ittifakının bu savaşa hiçbir şekilde doğrudan taraf olmaması gerektiğinin altı çizildi.
TÜRK DENİZCİLERİ VE TİCARET FİLOSU İÇİN ÖNCELİK
Karadeniz’in stratejik dengesine vurgu yapılan değerlendirmede, Türk deniz ticaret filolarının ve Türk denizcilerinin can ve mal güvenliğinin en üst düzeyde öncelenmesi gerektiği ifade edildi. Ankara’nın Karadeniz’deki seyrüsefer emniyetini sağlamak adına vakit kaybetmeksizin proaktif güvenlik tedbirlerini hayata geçirmesi istendi.
Orta Doğu’da hassas dengeler ve Mekke Anlaşması değerlendirmesi
Orta Doğu coğrafyasında devam eden Suudi Arabistan-Husi gerilimi ve bölgesel paktlar, CHP Dış Politika Kurulu’nun gündeminde geniş yer buldu. Tahran ve Kahire’nin bölgedeki hamleleri mercek altına alındı.
MEKKE ANLAŞMASI TASLAĞI VE BÖLGESEL DİPLOMASİ
İran’ın Mekke Anlaşması’na yönelik destekleyici açıklamalarının olumlu bir gelişme olarak not edildiği raporda, henüz müzakereleri tamamlanmamış ve yürürlüğe girmemiş olan taslağın Suudi-Husi uzlaşmasını tek başına çözme kapasitesine sahip olmadığı vurgulandı. Sorunun çözümünde devlet aklının öne çıkarılması ve yapay gündemler yerine doğrudan diplomatik kanalların işletilmesi gerektiği kaydedildi.
MISIR’IN DİPLOMATİK HAMLELERİ TAKİPTE
Mısır’ın bölge diplomasisindeki konumuna işaret edilen raporda, Kahire yönetimiyle 8 Eylül’de imzalanan Üçlü El-Alamein Deklarasyonu ile 23 Eylül tarihli Mısır-Yunanistan-GKRY Ortak Savunma Bakanları Bildirisi’nin Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki çıkarları açısından yakından izlenmesi gerektiği ifade edildi. ABD-İran hattında masada olan 7 günlük geçici ateşkes önerisinin ise kalıcı müzakerelere kapı aralaması temenni edildi.
Irak’tan çekilme süreci ve Başika’daki Türk askerinin durumu
ABD güçlerinin Irak’tan çekilme kararı ve Bağdat yönetiminin egemenliğini yeniden tesis etme adımları CHP Dış Politika Kurulu tarafından olumlu bir gelişme olarak nitelendirildi. Bölgedeki güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği ifade edildi.
BAŞİKA’DAN KADEMELİ ÇEKİLME VE SİLAHSIZDANMA
Irak topraklarından Türkiye’ye yönelen askeri tehditlerin azalmasına paralel olarak, Başika’da bulunan Türk askeri varlığının kademeli bir plan dahilinde geri çekilmesinin desteklendiği açıklandı. Haşdi Şabi ve diğer unsurların silahsızlandırılmasının bu süreci hızlandıracağı belirtildi.
KERKÜK-YUMURTALIK VE KALKINMA YOLU PROJESİ
Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı anlaşmazlığının sulh yoluyla çözülmesinin bölge ekonomisine can suyu olacağı vurgulandı. Hattın günlük taşıma kapasitesinin 750 bin varile (mbd) çıkarılmasının, Irak Kalkınma Yolu Projesi (FAW) ve diğer ticari iş birliği alanlarıyla birleşerek bölgesel istikrara katkı sağlayacağı değerlendirildi.
Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki çelişkili politikaları
Atina yönetiminin bir yandan Türkiye ile Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) toplantılarına katılırken diğer yandan Ege ve Doğu Akdeniz’de tek taraflı adımlar atması CHP Dış Politika Kurulu tarafından eleştirildi.
EGE’DE TEK TARAFLI MEKÂNSAL PLANLAMA VE SİLAHLANMA
Yunanistan’ın Ege Deniz Parkları ilanı, Mekânsal Deniz Planlaması (IOC), adaların gayriaskeri statüsünü ihlal ederek silahlandırması ve dayanaksız deniz yetki alanı iddialarında bulunması “samimiyetsizlik” olarak yorumlandı.
KIBRIS VE İKİLİ İLİŞKİLER
Atina’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) cesaretlendirerek Kıbrıs’ta 52 yıldır süregelen barış ve istikrar ortamını riske attığı ifade edildi. Türkiye aleyhine kurulan bölgesel ittifakların ikili ilişkilere zarar verdiği belirtilerek, Ankara’nın dış politikasını bu çelişkili tutumu gözeterek şekillendirmesi gerektiği kaydedildi.
Türk hava sahasında S-400 vurgusu ve F-35 analizi
Ukrayna, Orta Doğu ve Kızıl Deniz’de yaşanan füze ve hava savaşları, Türkiye’nin hava savunma ihtiyacını bir kez daha ön plana çıkardı. CHP Dış Politika Kurulu, milli hava sahasının korunmasında mevcut sistemlerin önemine dikkat çekti.
S-400’LERİN DEVRİ VEYA ELDEN ÇIKARILMASI TEHLİKELİ
Türkiye’nin envanterindeki en etkili uzun menzilli hava savunma sisteminin halihazırda S-400’ler olduğu vurgulanan raporda; F-35 projesine geri dönmek veya başka politik gerekçelerle bu sistemlerin elden çıkarılmasının Türk hava sahasında telafisi imkansız güvenlik zafiyetleri yaratacağı ifade edildi. Bu konunun bir daha gündeme getirilmemesi gerektiği savunuldu.
F-35’İN DÜŞEN PERFORMANSI VE MİLLİ ÇÖZÜMLER
F-35 uçaklarının Türkiye projeden çıkarıldıktan sonraki süreçte performans kayıpları yaşadığı ve diğer kullanıcı ülkeler için de operasyonel kısıtlamalar getirdiği iddia edildi. Türkiye’nin milli muharip uçak KAAN ve Eurofighter Typhoon tedarik süreçlerine odaklanmasının doğru bir strateji olduğu, F-35’e geri dönüşün pratik açıdan da artık mümkün görünmediği aktarıldı.












