Sol, sosyalist veya devrimci iddialarla siyasette yer bulan odakların, tarihsel birikimleriyle tamamen çelişen sermaye, cemaat ve siyasal aktörlerin yörüngesine girmesi; muhalefet bloğunun yaşadığı idari ve fikri tıkanıklığın en somut göstergelerinden biridir. Söylemde anti-kapitalizm ve aydınlanmacılık bayrağı sallayıp, eylemde kökeni ve bagajı karanlık sermaye-tarikat ilişkilerine dayanan aktörlerin arkasında saf tutmak, ilkesel duruşun popülist pragmatizme kurban edildiğini ortaya koyuyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu, oğluna yönelik adli/siyasi süreçlerin hukuksuzluğunu anlatırken “Komünizm gelmesin diye mücadele ettiğim için çok pişmanım, meğer komünizme gerek yokmuş” açıklamasında bulundu.
Sağcıların ve İslamcıların tamamı istisnasız antikomünisttir. İmamoğlu ailesinin sağcı olduğu bilinen bir gerçekliktir; sağcılığın İslamcı kanadından mı yoksa ülkücü kanadından mı geldiği ise net değildir. Ancak Türk siyasetinde belli bir tarihten sonra esas olanın Türk-İslamcılık çizgisi olduğu aşikârdır.
Bildiğimiz şu ki; “İmamoğlu”, baba Hasan İmamoğlu tarafından seçilmiş bir soyadıdır. Ailenin önceki soyadı “Müdafa”ydı. Ekrem İmamoğlu, ilk ve ortaokulu Müdafa soyadıyla tamamladıktan sonra soyadı değişikliği gerçekleşti. İmamlık makamının makbul hale geldiği döneme denk gelen bu zamanlama dikkat çekicidir. Baba Hasan İmamoğlu’nun bu çizgiye olan ilgisi doğrultusunda, oğlunu yazları Yıldızlı Köyü’nde Süleymancıların Kur’an kursuna gönderdiği, Ekrem İmamoğlu’nun okuma yazmadan önce Kur’an okumayı öğrendiği ve ortaokul yıllarında ilçedeki Süleymancılara ait tarikat yurdunda kaldığı bilinmektedir. Tüm bu süreklilik, tesadüf sınırlarını aşan ve aile kökeninin Süleymancı cemaat ağlarıyla olan bağını gösteren somut göstergelerdir.
MİRASIN AŞINMASI VE “KAPİTAL-TARİKAT” PRAGMATİZMİ
Sol/sosyalist söylemin toplumsal alandaki inandırıcılığı, geçmişte Cumhuriyet’in aydınlanmacı değerleri ve laiklik vurgusu üzerinden biçimlenirdi. Ancak gün gelinen noktada; Komünizmle Mücadele Dernekleri geleneğinden gelen, laik Cumhuriyet mirasıyla sorunlu ve muhafazakâr-sermaye ağlarıyla dikey yükseliş sağlamış aktörlerin siyasal şemsiyesi altına girmekte hiçbir sakınca görülmüyor.
“Eksen genişletme” ya da “muhafazakâr kitlelerle helalleşme” adı altında yürütülen bu taktiksel hamleler; ideolojik omurgayı tasfiye ederken, Cumhuriyetçi ve sol değerleri muhafazakâr-sağ figürlerin iktidar arayışına dolgu malzemesi yapmaktan öteye gidemiyor.
SİYASETİN CİDDİYETİ MİZAH SAHNESİNE TESLİM EDİLİNCE
Siyasi sorumluluk ve toplumsal vizyon üretmesi gereken figürlerin; yargı süreçlerini, devlet idaresini ve siyasal krizi “stand-up gösterisi” hafifliğinde ele alması ise bir diğer sistemik kriz alanıdır. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın tutuklu komedyen Deniz Göktaş’ın mahkeme savunması sonrası yaptığı “Deniz’e borçlandık, bedava stand-up izledik” şeklindeki beyanları, muhalefetin siyasal iletişimi getirdiği düzeyi net bir biçimde özetliyor.
Siyasal mücadeleyi bir mizah sahnesi veya dijital reyting unsuruna dönüştüren bu mantık; ciddi bir devlet aklı ve sistem eleştirisi getirmek yerine, trajediden seyirci memnuniyeti çıkarmaya odaklanıyor. Sandıkta vizyon, yönetimde ehliyet ve ideolojide tutarlılık arayan seçmen ise meclis kürsülerinde ve mahkeme kapılarında tiyatro izlemeye mahkûm ediliyor.
SONUÇ: İDEOLOJİK TASFİYE VE TOPLUMSAL GÜVEN SANCISI
Siyasi kimliklerin ve iddiaların içinin boşaltıldığı bu tablo, günün sonunda seçmende derin bir inançsızlık yaratmaktadır. İdeolojik bagajı şaibeli figürlerin peşine takılan, devrimciliği mizah gösterileri izlemeye indirgeyen ve ilkesel duruşu heba eden bu yaklaşım; muhalefetin toplumsal bir alternatif olmaktan çıkıp, kendi içinde bir çelişkiler yumağına dönüşmesinin en temel nedenidir.












