
6-7 EYLÜL/1955 TRAJEDİSİ
Kayıt altına alınmış tarihi tanıklıklardan birkaçı;
“Anneme Müslüman kadınlar gibi görünsün diye, başörtüsü giydirdik. Pencereye bir Türk bayrağı astık. Kalabalık bir grup önümden aktı; kiminin elinde bir top kumaş, kiminde bir makinenin parçası..
Sadece Rum evlerini değil, tüm gayrimüslimlerinkini yağmaladılar, Yedikule Caddesi’ndeki kiliseyi ateşe verdiler, kıvılcımlar evimizin üstüne düşüyordu..
Sonraki gün dükkanıma gittim; kepenler kırılmış, içeri girilmişti.. Benim dükkana, komşum Laz Memed girmiş. Sabahları birlikte çay içerdik, çok ağrıma gitti! “
Fenerbahçe’nin efsanesi Lefter Küçükandonyanis ” 15 gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise, kayalar ve boya tenekeleri-evlere işaret için- ile karşılaştım. En kötüsü, harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar.. Kim yaptı diye çok sordular, söylemedim.. “
Gazeteci Fatih Güllapoğlu’na röportaj veren ve bu tür operasyonların askeri boyutundan sorumlu ve yetkili olan Orgeneral Sabri Yermişbeşoğlu, aynen şunları kayda düşüyor ” 6-7 Eylül de Özel Harp işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Sorarım size bu, muhteşem bir örgütlenme değil miydi..”
Şimdi ‘pazıl’ı tamamlamak (operasyonu haklı/zaruri gösternek ve böylece kitleleri mobilize etmek) için, yapılması icap eden bişey daha var;
Sarsıcı ve halkı galeyana getirecek bir vuruş/provakatif bir eylem olarak:
O orgeneralin ifşa ettiği ‘o muhteşem örgütlemenin fitili ateşleyen ayağı olarak;
Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atılması eylemi için görev Oktay Engin’e tevdi edilmiştir!..,
Daha da tamamlayıcı olsun diye meraklılarına şu kavramı da tarifleyelim;
Pogrom:
Bir topluluğa; etnik/dini/siyasi ve kültürel kimliğinden dolayı;
Yaşam alanlarının, kültürel ve sosyal haklarının, maddi varlık ve kazanımlarının, can ve mal güvenliğinin tehdit ve tahrip edilmesidir.
Peki, bütün bu yapılıp edilen organize işlerin asıl sebepleri neydi ve yol açtığı yaralar neden hâlâ kanamaya devam ediyor..,
O günün ulus devlet ikliminde, iktidara hükmeden siyasi aklın adı DP/Demokrat Partiydi.
Zamanın iktidar elitleri;
dünya genelindeki uluslaşma pratiklerindeki kötü örneklerin de etkisinde kalarak,
1912-13 ‘Balkan Bozgunu’ndan sonra bir siyasal anlayış olarak; toplumun ırk ve inanç temelli olarak homojenleştirilmesi yoluna girdiler..
İlk trajik uygulama 1915’te Ermeniler üzerinden başlatıldı. Ana kütle olarak Türklerin ve Kürtlerin dayanışmasıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 1924 Anayasasıyla, ‘Türk ve Sünni İslam’ kimlikli yeni bir ulus inşasına evrildi.
Böylece;
Ermenilerden sonra, Kürtler de Cumhuriyetin yeni siyasal kimlik tarifinden çıkarıldı. Devleti ve toplumu tektipleştiren bu yönetim aklının sebep olduğu 30 tane Kürt isyanıyla; maslesef, bu topraklar sadece kan ve gözyaşıyla sulandı!
Gelinen bu aşamada artık ;
Ödenen bunca bedel ve kahredici trajedilerden gerekli dersler çıkarılarak: hakikatli yüzleşmelere kapı açılmalıdır.
Açılmalı ki;
Bu toprakların gadre uğrayan bütün ötekileri; dünün Ermenisi, Rumu, bilumum gayrimüslimi, kendini hâlâ cenderede nefessiz hisseden Alevisi, ağulardan süzülüp gelen Kürdü; 86 milyonun herbir ferdi kendini bu toprakların has evladı ve bu devletin gerçek sahibi ve yurttaşı hissedebilsin.
Mesela;
77 yıldır, malına mülküne çökülen Rumun evladıyla, 1915’te yollara sürülüp kırılan Ermenin torunuyla, mabetleri ateşe verilen gayrimüslimin papazıyla, kendi imkanlarıyla kurdukları cemevlerinde ancak görünür olabilen alevinin çocuklarıyla artık helalleşmeye daha fazla gecikmemeli.
Bu azizler şehri İstanbul’da ve bu toprakkarda ve Mezopotamya’nın binbir çiçekli bahçelerinde binlerce yıldır sayısız kavmin sadece ayak izleri değil; her bir farklı kimliğin ve kültürün hem renkleri, hem akılları, hem ruhları birbirine karıştı. Birbirlerinden beslenerek, herbiri kendi hikayesini miras bıraktı; insaniyetin ortak hafızasına..
Artık;
Bu ülkenin bu toprakları insansızlaştıran, insanlarını kimlikler ve aidiyetler üzerinden ayrıştırp kutuplaştıran siyasal mühendisliklere değil; aklı, bilimi, farklılıklara tahammülü, birlikte üretip adil paylaşımı esas olan yeni bir dile ve yola ihtiyacı var.
Bu mümkün ve bu ülke insanı buna layik.
Bir taraftan da;
Hegemonlar, bölgemizi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden karıyorlar.
Ülke olarak, bölgenin bu sancılı sürecinden güçlenerek çıkabilme fırsatı elimizdedir..,
Yeterki, demokrasi içinde eşitlikçi bir yaşamı birlikte kurabilelim.
