
Siyasette kriz ve kırılma anları, kişilerin siyasi ikbal kaygılarını değil, sahip oldukları ilke, omurga ve cesaret derecesini ölçen en net turnusol kağıdıdır.
Parti içinde büyük fırtınalar koparken, saflar netleşirken ve geleceğe dair bir yol ayrımına girilirken kenarda durup rüzgarın nereden eseceğini beklemek, siyasi bir strateji değil, açık bir fırsatçılıktır.
Ancak bu süreçlerde tanık olunan en hazin tablo, sadece kenarda sessizce beklemekle yetinmeyip, perde arkasında her iki tarafa da “Sizinleyim, sizin gibi düşünüyorum” mesajı verenlerin varlığıdır.
Hesapçı Sessizlik Suç Ortaklığıdır…
Bir haksızlık, yanlış gidişat veya yol ayrımı karşısında susmak tarafsızlık anlamına gelmez. Bazen sessiz kalmak, yapılan hatalara ve gidişata zımnen ortak olmaktır.
İki tarafa birden mavi boncuk dağıtarak günü kurtardığını sananlar, kısa vadede kişisel konumlarını kor görseler de uzun vadede her iki tarafın da güvenini tamamen kaybederler. Kimse, gemi çalkalanırken güverteye çıkmayıp fırtına dindiğinde en ön sırada belirenleri samimi bulmaz.
Siyaset Risk ve Duruş İşidir…
Açıkça tarafını, fikrini veya eleştirisini ortaya koymak risk almayı gerektirir. Siyasette var olmanın, toplum nezdinde meşruiyet kazanmanın bedeli de zaten bu riski alabilmektir.
Tarih ve siyasi hafıza, fikrini, eleştirisini ve çizgisini açıkça savunanları “sonuçta haklı ya da haksız çıksalar bile” her zaman bir yere not eder. Ancak fırtınalı zamanlarda kıyıda köşede bekleyip kazanan tarafa ilk koşanların o “hesapçı sessizliğini” ve ikiyüzlülüğünü asla affetmez.
Bir fikriniz varsa çıkıp cesaretle söyleyin. Bir tarafınız veya itirazınız varsa çıkıp savunun. Ama sırf koltuk, mevki ve istikbal kaygısıyla her kapıya mavi boncuk dağıtarak yürümeye çalışmayın. Siyasette de hayatta da en büyük kayıp, güvenilirlik ve samimiyetin tamamen yitirilmesidir.
