
İnsanlık tarihi, ne yazık ki eylemlerin kendisinden çok, o eylemlerin nasıl anlatıldığıyla ilgilenen kitlelerin hikâyeleriyle doludur. Bir insanın ne yaptığı ne kadar can yaktığı ya da arkasında nasıl bir yıkım bıraktığı bazen ikinci plana atılır. Bütün mesele, o insanı sahneye koyan kelimelerin ne kadar parlak, o kelimeleri söyleyen “laf ebelerinin” ne kadar mahir olduğunda düğümlenir.
Bir kötü insanı alırsınız, eline dokunduğu her şeyi çürüten, adaletsizliği ilke edinmiş birini… Sonra onun etrafına kelimelerle oynamayı iyi bilen, dili bir örtü gibi kullanabilen ustaları dizersiniz. O laf ebeleri yazmaya başlar, Hak gaspı “düzen”, acımasızlık “kararlılık”, toplumsal yıkım ise “tarihi bir dönüşüm” olarak sunulur. İsterseniz o insandan bir melek çıkarırsınız, isterseniz ülkesini kurtaran tek kahraman… Yeter ki elinizde kalemi eğip bükmeye hazır, vicdanını retoriğe satmış bir kadro olsun.
Geçmişte saray kıyılarında gezen, güce övgüler dizerek ikbal arayan dalkavuklar vardı. Bugün o dalkavukluk kurumu yok olmadı, sadece biçim değiştirdi, dijitalleşti ve sanal mecralara taşındı. Şimdilerde “trol” dediğimiz bu yeni nesil yaratıklar, organize bir biçimde aynı nakaratı tekrarlıyor. Sosyal medyanın algı odalarında bıkıp usanmadan aynı yalanı yüz binlerce kez çoğaltıyorlar. Bir kötülüğü, binlerce hesaptan atılan süslü sloganlarla “kahramanlık destanına” dönüştürmek, günümüzün manipülasyon endüstrisi için yalnızca birkaç saatlik bir operasyondan ibaret.
Fakat burada gözden kaçırılan son derece temel, yalın ve sarsılmaz bir hakikat var, “Kötü kötüdür.”
Kelimeler ne kadar büyüleyici olursa olsun, retorik ne kadar kitleleri sürüklerse sürsün, eylemin özünü değiştirmeye gücü yetmez. Süslü sözcükler sadece zihinlerde geçici bir illüzyon yaratır; gerçeğin kendisini dönüştüremez. Bir zalimi kahraman ilan eden binlerce paylaşım, o zalimin sebep olduğu acıları ortadan kaldırmaz. Dalkavukların dizdiği övgüler, kötülüğün doğasını asileştirmez, sadece o övgüyü dizenlerin alçalmasını tesciller.
George Orwell’ın dediği gibi, “dil gerçeği gizlemek ve cinayete saygınlık kazandırmak için kullanıldığında en büyük silah haline gelir. Ancak balon ne kadar şişirilirse şişirilsin, içindeki havanın niteliği değişmez. Hakikatle temas ettiği ilk anda patlamaya mahkûmdur.”
Ezcümle, laf ebeleri yazabilir, troller alkış tutabilir, dalkavuklar biat edebilir. Bir kötüden suni bir kahraman yaratmak dönemsel olarak mümkün görünebilir. Fakat tarih, kelimelerin arkasına saklananları değil, o kelimelerin örttüğü yalın gerçekleri yazar. Ve o tarih sayfalarında kötü, en nihayetinde sadece “kötü” olarak kalır.
