
Her akşam ekranı açtığımızda aynı niteliksiz tiyatro, aynı tahammülsüzlük, aynı fütursuzluk… Fikir üretemeyip bağrış çığrış satan, muhatabına laf yetiştirmeyi analiz sanan ve önü alınamaz bir cehalet özgüveniyle karşısındakine çemkiren bir güruh ekranları esir almış durumda.
Kendi mahallesinin alkışına mahkûm olmuş bu figürlerin suratındaki o kibirli ifadeye ve sergiledikleri seviyesizliğe bakınca insan sormadan edemiyor: Siz gerçekten kimsiniz ve ne iş yapıyorsunuz?
Aydın mısınız?
Aydın dediğin, zihni de vicdanı da hür olan insandır. Güce biat etmez, iktidarın ya da sermayenin eline bakmaz, mahallesinin holiganlığına soyunmaz. Aydın, toplumu bir adım öteye taşıyacak fikri üretir, ekran başında amigoluk yapıp milletin sinir uçlarıyla oynamaz. Sizin sergilediğiniz bu çirkinliğin aydınlıkla, entelektüel namusla en ufak bir teması bile yok.
Peki, gazeteci misiniz?
Gazetecilik; gerçeğin peşinde koşmak, kamuoyuna gerçekleri olduğu gibi aktarmak ve güce soru sormaktır. Soru sormak yerine slogan atan, bilgi sunmak yerine muhatabının kişiliğine saldıran, gerçeği çarpıtıp kendi angaje olduğu odağın amigoluğuna soyunan birinden gazeteci olmaz. Sizden olsa olsa sipariş üzerine çalışan propaganda aparatçısı olur.
Geriye tek bir seçenek kalıyor: Sizler birer parti militanı, birer propagandist tetikçisisiniz.
Televizyon stüdyolarını siyaset meydanı, ellerinizdeki mikrofonları ise propaganda aracı birer silah gibi kullanıyorsunuz. Ne bir utanç kırıntınız kalmış ne de mesleki bir ahlakınız. Ne kadar yüksek sesle böğürürseniz, karşı tarafı ne kadar bastırırsanız bağlı olduğunuz merkezlerden o kadar çok “aferin” alacağınızı biliyorsunuz. Fikir fakirliğinizi gürültüyle, bilgi yetersizliğinizi ise bağırıp çağırarak örtmeye çalışıyorsunuz.
Ama şunu o kösele gibi olan yüzlerinize baka baka söyleyelim: Kimseyi ama kimseyi kandıramıyorsunuz.
Ekran karşısındaki insanları aptal, bu milleti enayisiz sanmayı bırakın. Aklıselim her vatandaş, o “cav cav” eden gürültünüzün arkasındaki fikir kuraklığını, o öfke nöbetlerinizin arkasındaki çıkar ilişkilerini net bir şekilde görüyor. Siz bu ülkeye fikir sunmuyorsunuz, kamuoyunun tartışma kültürünü zehirliyor, nitelikli bilginin boğazını sıkıyorsunuz.
Sözü hiç eğip bükmeyelim: Ya taşıdığınız unvanların, oturduğunuz koltukların hakkını verip insan gibi konuşmayı öğrenin ya da yakanıza bağlı olduğunuz yapının rozetini takıp doğrudan parti binalarınızın kürsülerine geçin.
Gölge etmeyin, bu milletin aklıyla ve sabrıyla daha fazla oynamayın!
