
Siyasette kelimeler köpürmeye başladığında, ilk bakılması gereken yer cümlelerin içi değil, o cümleleri kuranların siyasi bagajıdır. CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan’ın, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyareti üzerine kurduğu sert tırnaklar tam olarak bu türden bir örnek.
Akdoğan diyor ki: “Siz de partiyi ‘Ben uslu çocuğum’ diyerek cezaevine girmemek için kullanıyorsunuz… Bir süre sonra tarih önünde kimseye vermeseniz bile çocuklarınıza hesap verirsiniz.”
Sözler ilk duyulduğunda kulak tırmalayan, ajite, ahlaki bir hesaplaşma çağrısı gibi duruyor. Ancak siyasi hafızamızı birkaç yıl geriye sardığımızda, bu retoriğin arkasındaki büyük tezadı ve pragmatizmi görmemek imkânsızlaşıyor.
Her Devrin Adamı Olma Sanatı
Umut Akdoğan, CHP’nin gençlik kollarından itibaren parti içi hiyerarşiyi tırmanırken hiçbir zaman ilkelerin, fikirsel omurganın ya da zor zamanlarda takınılan dik duruşların adamı olmadı. Akdoğan’ın siyasi biyografisi, fikirlerin değil; “kazananların” yanında saf tutmanın, konjonktür nereden eserse yelkenleri oraya kırmanın tarihidir.
Gençlik yıllarından bu yana parti içindeki hizip savaşlarında, güç değişimlerinde ve genel başkanlık koltuğu kavgalarında Umut Akdoğan’ı hep aynı yerde gördük: Güçlü olanın yanında, iktidarı elinde tutanın gölgesinde. CHP’nin doğru tarafında durmak yerine sürekli kazanan tarafında olmayı bir siyasi yetenek sanan bu zihniyet, bugün başkalarına “tarih önünde hesap vermekten” bahsedebilecek kadar ilkesel bir konfor alanına sığınabiliyor.
Tarih Önünde Hesap Kimin Sorumluluğu?
Dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuğunun sarsılmaz göründüğü dönemlerde o güç merkezine en yakın hizada duranların, bugün rüzgâr tersine dönüp kurultay dengeleri değiştiğinde yeni güç odaklarının yılmaz savunuculuğuna soyunması tesadüf değildir. İnan Güney’in vefa ya da siyasi nezaket sınırları içindeki bir ziyaretini “uslu çocukluk” ve “cezaevi korkusu” ile bağdaştıran bu akıl, aslında kendi siyasi geçmişinin bir projeksiyonunu yansıtmaktadır.
Çünkü siyasette partiyi bir “kalkan”, bir “ikbal kapısı” veya konjonktürel bir korunak olarak görme tecrübesine en çok sahip olanlar, başkalarının her adımında aynı pazarlıkçı zihniyeti ararlar.
Pusulasız Siyasetin Sonu
CHP tabanı ve Türkiye kamuoyu artık bu “rüzgâr gülü” siyasetçilerini gayet iyi tanıyor. Koltuklar değiştiğinde, dengeler el değiştirdiğinde anında yeni efendilerine biat eden, düne kadar arkasında durdukları isimleri ilk fırsatta harcamaktan çekinmeyen bu figürlerin “ahlak” ve “tarih” dersi vermeye kalkışması trajikomiktir.
Siyasette güç sahibi olmak geçicidir; ancak ilkesizlik ve oportünizm kalıcı bir etikettir. Çocuklara bırakılacak en büyük miras, sadece kazanıldığı dönemlerde var olan sahte kahramanlıklar değil; her şartta sergilenen omurgalı duruştur. Her dönemin adamı olmayı başaranların, dönemsel çıkarlar uğruna savrulurken bu gerçeği hatırlamalarında fayda var.
